BULANIK

BULANIK

Susamışlığımın en serin ilacı damlarken içime, başlamayan bir yağmurun nöbetinde ki çiçekten öğrendiğimi yaptım, diktim yine, dimdik… Karşı kıyı ılık ve gözlerim bulanık yine… Sırtım beşlik onluk sıra sıra tahtalarla desteklenmiş olsada yerden, göğsüme imanım bastırsada şiddetiyle serden, gözlerim tam karşıya ateş ederken dilim tutukluk eder diye sustum yine.. Uzaktan asi bir panaroma belki, ama yakından, sahtekar mimarın işin orospuluğuna kaçtığı muazzam bir sanat eseri örneği ve soğudum yine… Haşat ettim yüreğimi, yorgun sevmelerim ve dargın yine… Korkmadım hiç ama ağladım yine… Can kurusun diye yaktım kendimi, bu yüzden bana ne bir kahve ne de kafama bir kurşun yetmez sabahları…
#meymenemesmene

UNUTMADIM AKLIMDA

🚬⠀⠀
⠀⠀
UNUTMADIM AKLIMDA⠀⠀
⠀⠀
Aldığım her nefeste bıçak gibi batan acılarım, daldığım yerlerde sessizce gülümseten mutluluklarım…⠀⠀
⠀⠀
Çok zordu bazen yaşarken; ama sözlerimi satmazdım. Hayatın yorduğu soğuk gecelerimde elimde tüten ne varsa, yürürken, kimse görmesin diye cebime saklardım. Rüzgarın göģsüme yazdığı şiirlerle sabahlardım, o şiirleri öksürerek yorumlardım sabaha… Kimi zaman özlemin şu ısrarcı tavrını haklardım kıvrılırken kıyı köşe, kimi de huzuru ısmarlardım gökyüzüne, dalmışken ruhumun en dibine… Kafamda trilyonlarımla, cebimde kuruşlarımla, körkütük ayyaş arkadaşlarımla terbiye ederdik umudu, umduğumuz anda nefes almaya yeniden başlardım. Bir fırsatını bulup umutlarımı dualara fısıldardım. Sonra yine her bankta titreyen dudaklarımın arasından denizin üstüne küfürlerimi sıralardım. İki bardağın birbirine değdiğinde çıkarttığı sesi işlerdim kulaklarıma, fırtınanın uğultusu şişelere değmeden şarkı söylemeye başlamazdım. Duyduğum ne varsa sonu hep sevinçti, müziğin algoritması bu kadar karmaşık olmadı hiç; çünkü notalar da çıktığı müzik aletleri gibi piçti…⠀⠀
⠀⠀
Bıçaklardı sırtımı ağrıtan; ama yaralarımdan daha da beter hale bürünürdü behiç…Yorulduğumu ve sonsuz koşma isteğimi, bu labirenti yüklenen sırtımı da asla yok saymazdım… Parçalı bulutluyken hava güneşin yaptığı kaşarlığı da, silahı sıktığımda ateşlemeyen kurşunun ihanetini de takmazdım… Yürümeye her koşulda devam ederken ayaklarımın götürdüğü yerde derin bir manzara çökerdi gözlerime; sonra sağıma bakardım, bir küfür daha sıralardım diğerlerinin yanına… Çoktan kaybetmiş olsam da ufkumu, güneş ne kadar kaşar olsa da bana, yeniden doğar diye avuturdum kendimi. Hıçkırmadan bir iki damla düşerdi sözüme, dudağım küfür etmek için tekrar titrerdi… O an şansıma giydirirdim de içimden, sola dönüp devam ederdim yürümeye… Yine uğurlardım ellerimle gidenleri, meğer hiç gitmemişler ki… Yaşıyor sandıklarım sadece ölmüşler hatrımda… Ama hatırlıyor insan işte, sorsalar söylerim: Unutmadım, aklımda…⠀⠀

#meymenemesmene⠀⠀

⠀⠀

SARP KRİZLER

Kes…⠀

SARP KRİZLER⠀⠀
⠀⠀
Bakıyorlar… Resimlerin atıldığı kenarda onları tavaf eden mikroplar zehirleniyor, kısılan gözlerde süzülen yaşlar demlenirken onları içecek bir ten yok! Müziğin sesi kısıldığında nefretin boğazı acıyor ve resimlere akan gözyaşları duyulmuyor. Görüyorlar… Makamını kaybetmiş cesedin yalnızlığına ihanetini biraz. Artık mor kalan tek his, uzun ağaçların gölgesinde süzülen sümbüllerden kopmuş üç kanatlı turkuaz… Tutku az, mavi az…⠀⠀⠀
⠀⠀⠀
Saati gelmeden duraklarda otobüs bekliyorlar, ellerine el değse sadece affedebilir misin? Uzaklara dalsalar burun uçlarından, az ilerde kokunu duysalar çekseler içlerine; avuçlara hoh dense mayhoş soğukla karşı bankta oturan sevgililerin ciddiyetsizliğini paylaşırken gece, başlar omuzlara gitse yalnız ağlayan kadersizler gibi… Ayıplarlar… Dirençlere güç yükleyip koyulsalar mehtabın sahiline doğru, midye kabuklarının can bulduğu yola. Orda korksalar sarar mı gözlerin karanlığı, ellerinden uçup gidenleri geri verebilir misin onlara? Sere serpe bir aşkın rahatını kucaklayabilir misin, noktayı daha sert koyabilir misin umuduna kum çiğneyen cümlelerinin sonuna? Kızarlar… Yastıktan yastığa hayalden köprü kurarlar uyku vakitleri, üzerinde gidip gelen bisikletli sevda perileri… Altında akan kanlı gözyaşı selleri ve piç olmuş huzur kırıntılarından ruhun doymayan miğdesinin yanında, puslu ihanetlerin arasında gül satan zoraki vaveylalar… Sokaktan geçen acıkmış köpeğin havlamasına açılırsa gözleri, müsade istemeden tenlerinde ki nuru gezmeye gelen zararsız böceklerin kaşıntısına irkilirlerse; kaybolur köprüler, periler, etraf… Kaçarlar… Peki şarkı söyleseler uyandıklarında, kulaklarını Mozart’la tıkayabilir misin? Hedefini yoksayıp gecenin, sabahın büyülü günaydınına resimler çizebilir misin mimiklerinle? Kalabalığa yeni sayfa açmış eski garlarından, dudağınla trene binip dudağımda inebilir misin? Dünyalar… Beş dakikalığına kurulmuş hayallerin intihar köprüsü… Beş kuruşla deşilmiş adım senfonisine haykırırlar. Sorarlar… Saklanır gözleri güneşten, yere bakarken gördükleri kediye sarılır hepsi. Ama kısık olur sevmelerinin ateşi, kediler sessiz, ellleri kimsesiz kalır… ⠀⠀⠀
#meymenemesmene

KARGALARLA RAKS

Aklın yolu iki, üç derken her şansın labirentine saklanmış kalbimin kefeni, durmadan ölünce baharın gelişine toprağın en serin yerine gömmüşler. Tepesi bir gül, bir avuç çukur, bir salkım günahtaki yaş kokan yaprak… Aklın yolu dört, beş… Etraf dört duvar, fısıltılar duvarlara çarpa çarpa yere kapaklanmış. Aklın yolu altı, yedi; kalp toprakta, akıl yolda kaybolmuş: Aşk olmuş.

KARGALARLA RAKS

Sakla karanlığını aydınlığın gölgesine; çünkü denizin hırsızı balıkçılar değil… Dile meşale yakmış hayranlıklar, kavgası bitmeyen karşı fikirlerin gergin münasebetinde oylum… Kavuşan iki elin dağıttığı serpme neşelerde köy sevdası eksik; bilmem hangi dağın eteğinde kök salmış dilek ağacının, bilmem kaçıncı dalına tutturulmuş, bilmem neresinde sızlayan bir fiyonk umut yüklü bez parçası veya biraz kuru soğan, belki de tezekle yanan soba kışın… Hiç olmadı bir sığır umarken kadın, gelen bir avuç sağır; bir bardak suyun hayalindeyken adam, gelen bir ton kahır… Kıymet, nefesin her dumanda ettiği isyanla sevişirken kıyametini gördü ve sebep, kora kor savaşın perde arkasında peşi sıra içilen kahvenin gazabını… Bu; hasretin kalbini söküp unutmaya takan cerrahın, mavi pardesüsü altında süzülen siyah gömleğe çöreklenişini anımsatırken, dünyanın en kirli ameliyathanesinde bir steril bölümün daha sonuna gelen hepatitleri azmış kan damlasından da bulaşıcı. Tedaviye tahmin üretir diller, hastaya yetenek lazımdır. Sadece tek cins hayvanla konuşabilecek olsaydım kargalara sorardım maziyi… Böylesine kararmışken zehirli çember, öylesine daralırken, pi sayısıyla kendini kirişe asmış sancılar ve sancıların son sözü hep aynı : “Kalp! Sen nasıl bir solsun?..” Karantina esirlerinin azlinde verilen reçete de tek not yazılı : “Kuşlar her yerde seni arıyor sana bir tüy bırakıp gitmek için, sen yoksun… Bir gaga daha titriyor yokluğunda gözyaşına medcezir için, sen sonsun… Ama müstakil kafesten bir adam fısıldıyor sana kanatlarıyla kadın: “Aşk olsun” …”
#meymenemesmene

ÇIPLAK

Geceden değil bu, bugünü karanlık görmek siyahın marifeti değil.

ÇIPLAK

Alıştık rahata… Zira rahatı da alıştırdık kendimize. Gerçeğin pazarında çürümüş yalanlar denk geldiğinde bilemedik doğru mu değil mi. Kaderin içinde ne varsa yaşarız dedik, biz ettik kader dedik.. Yağmalandı mutluluklarımız hep akşam üstü, hep güneş battığında döktü gözyaşını kalbimizin gözü. Yetmedi kılık değiştiren dertlerin saptıran şeytana esir edişi. Dünyalıkta aradık heveslerimizi, beynimize mermi mermi işledik anıların unutulmayan nefesini. Kurak kaldı bu dünya onca damla yağmur da yağsa, fakir insan malla mülkle de kuşansa… Besmeleyi unuttuk, haksız kazandık. İşimizi dinimize göre değil, dinimizi işimize göre yaşadık. Patron kızdı namaz kılmadık, halsiz kaldık oruç tutmadık. Para dedik, ara verdik… Gücün sahibi hep hatırlattı kendini bize, isyan ettik, umursamadık… Herşey olduk da bir Allahımıza kul olamadık gitti. Ömür bitti, gitti… Günahı sevap gibi işledik amelimize, ipek kumaşa zehir nakşettik. O çok sevdiğimiz dünyanın da sonuna geldik. Nereye kurarsak kuralım masamızı, hangi şarkıya kadeh kaldırırsak kaldıralım; üflenince bitecek. Gideceğimiz geleceğin aynılığı sarsar beni, soruysa bu herkese sorulacak. Tekrarı yok diye bilmedik ahlak, rakımızı giydirsek ne olur, kime içtiğimiz çıplak, günahımız çıplak, vebalimiz çıplak…
#meymenemesmene

MAKBER

CORONA

CORONA

Eskiden bu tarz hastalıkları Amerika çıkartıp ilacını da Amerika bulurdu ki süper güç olarak kalmaya devam edebilsin… Bu sefer ne yazık ki bildiğimiz bütün ezberler bozuluyor. Anglosaksonlar kaçıyor… Artık Yahudiler Amerika’dan desteğini çekip çoktan yeni süper güç Çin’in birçok yerini ele aldı bile ve Çin’in yanındalar. Ama kahrolası senaryoları hiç değişmiyor. Yıllardır Amerikayı kahraman gösterdikleri komplonun aynısını Çin’in üzerinden de kuruyorlar. Nitekim bu virüs sadece Vuhan’da çıkıp bütün Dünya’ya yayılıyorsa ve Çin’in başka eyaletlerinde vaka görülmeyip hatta artık hiç vaka görülmediğinin açıklamaları yapılıyorsa bu virüsü Amerika yapmış olamaz. Dünya değişıyor… İllüminatinin Dünya nüfusunu 500.000.000’un altına düşürüp  yapay zekalı robotlarla yaşam sürme hayalleri var. Deccal’i istiyorlar. Hayalleri doğrultusunda emin adımlarla yürüyorlar. Peki ya biz Hz. Mehdi’yi ne kadar istiyoruz? Kendinize gelin, özünüze dönün, vazgeçmeyin! Vazgeçmezsek başaramayacaklar! Vazgeçmeyin! Unuttukları bir inancımız ve Dünya üzerine kurdukları bu komplo teorilerini ezip geçecek güçte bir milletimiz var. Bu corona başlangıç… Daha ne coronalar vardır sırada Allah bilir. Artık eskisi gibi olmayacak… Öldürmeyen yara güçlendirecek bizi. Çin süper güç olduğunu zannedecek ama aslında tek süper güç Türkiye olacak. Bu dönemlerden geçerken herkese sabır diliyorum. Kızacaksınız biliyorum fakat bu corona 3. Dünya Savaşı’nın temellerinin atıldığını gösteriyor. Silahlanın. Ama silahınız çelik değil su olsun, deterjan olsun; kısacası temiz kalın… Çünkü bu savaşta biyolojik silahlar boy gösterecek. Dünya’nın artık hepimize yetecek kadar ne suyu var ne  de oksijeni… Bunu bizden daha iyi biliyorlar ve bu yüzden Dünya nüfusunu azaltıp kendi ırklarını koruma peşindeler. Amerika bir maşaydı, yeni maşa Çin… Oyuna gelme Türkiye… Biz kutsal bir ırkız, müjdelenmiş bir milletiz. Allah bizi korusun. Tarihe de günümüze de baktığınızda Türk’e tek yardım eden Allah’tır. Allah yâr ve yardımcımız olsun.
#meymenemesmene

SON ÇEYREK

Son Çeyrek

Hadi gel siyaset yapalım! Kalp kıralım, küfür edelim… Hadi, iki takım için sokakları yakıp kan dökelim! Survivor izlerken ünlüsü gönüllüsü için ters gelelim… Her türlü nosyonu dilimize dolayıp muhabbet edelim sabahtan akşama kadar!  Üzerimize yağan bütün oyalama yağmurlarında ıslanalım, duralım…

Bi’ duralım artık! Çüş insan! Yıllarını verdin abuk subuk olgulara kendini adayarak. Ne oldu Recep  cumhurbaşkanı olunca, sonun mu geldi? Eğer başka birisi olsaydı da sonuç aşagı yukarı aynı olurdu takma kafana ölmedin, hala yaşıyorsun. Ne oldu lan insan Galatasaray şampiyon olduysa? Beşiktaş olsaydı ligin sonu mu gelecekti? Napalım yani şimdi Yasin kazansa ne Mert kazansa ne… Cem alsa ne olur Serenay’ı, Kerem ağlasa ne olur?

Recep olmazsa başkası olur, cimbom olmazsa lig yine devam eder korkma; yarışmanın hep bi’ kazananı, her topalın da bi’ kör alıcısı olur. Olur olur da sen gittin mi senden bi’ tane daha olmaz insan… Bu Dünya bitti mi dahası yok insan!

Deprem oldu, yok orası afet burası gaflet dedin. İşi gücü bıraktın alkole sigaraya gelen zamla oyalandın. O lider bunu dedi, o buna böyle laf soktu, şunun da yanındakiler hep yalama! Yahu bi’ git az öteye, bi’ silkelen…

Mars’a bilet aldın, be insan… Çok popülersin ya, popüler kültürünle kendini zirvede görürsün ya, kehanetlere niye bakmazsın? Bu da çok popüler! Deniz kızı var mı yok mu diye sorgularken mitoloji bilgin çığır açtı zavallı beyninde, Filozof Atakan anarşi derken aferin dedin okuduğu yazar kesimine…

Şehitler verdik, hala veriyoruz, vereceğiz de… Çok üzüldün değil mi, kıyamam ben sana ya, ah canım benim, ne kadar da üzülmüş baksana hikayesinde bütün şehitlerin ismini paylaşmış, arkasından bi’ Türk Bayrağı resmi… Bi’ saat sonra ne idüğü belirsiz mekanın birinde elinde birası vuhuu bağırışlarıyla dans etmekte. Üzgün işte bi’ saat milli; biraz cinli, cumadan cumaya müslüman insan…

Çok popülerdir bahsedeyim, kültürün tavan yapsın insan! Melhame-i Kübra, Hz. Mehdi, Deccal, Yecüc ve Mecüc, Hz. Mesih, İslam, Kur’an… Neden Dünya’nın mutlak sonuna yaklaştığımızın farkındalığında değil de, Corona virüsüyle nasıl dalga geçilirin farkındalığındasın? Çekirgeler mi, eminim sen de Çin gibi ördeklerden ordu kurarsın bahçende önlem için.

Çok kültürlü öleceksin insan da çekirgelerin Allah’ın ordusu olduğunu bilmeden öleceksin… Arkandan iyi bilirdik diyecekler de, sen öldüğünde hiçbi’ şeyi iyi bilmediğini farkedeceksin.

Hani sen geçtin ya feleğin çemberinden yerini bilirsin, bak şimdi, hoooop ve basket!..

Plan belli, rol belli, hadis belli, sûre belli, kişi belli, yer belli…

Bi’ zamanı belli değil, o da az kaldı çok belli…

Anormal geliyor ya bunlar kafana, en az o kadar anormalsin bana…

Çok popülerdir birşey daha, şimdiden Allah rahmet eylesin sana…
#meymenemesmene

SESTEN ÖTEYE

Kalp kemandır çal; ama çalma…⠀⠀⠀
⠀⠀⠀
SESTEN ÖTEYE⠀⠀⠀
⠀⠀⠀
Ne zaman dolsa gökyüzünün mesanesi haydi derim, çiş, içim şiş… Sessizliğin kurnazlığında iğne ucu bu kahrediş! Uğurlar olsun karanlığa, alacağı olsun da yağmurun, bari elektrik gitmese… Hayat denen o koca çöplüğün gramofonunda sıradaki plak kimin? Gürültülerimin uzağında huzur suyundan bir yudum alıp, kuracağım olağanüstü hayallerin mavi dudaklarında zehirlenmek istiyorum. Kusursuz hatalarım etrafımda pervane! Tamam bir yere eksilmesinler; ama elektrik sende kesilme… Bu kalabalığı sevemiyorum. Kulağımın hararetini yükselten onca plağın notalara küfrederliği sadece pahalarından. Oysa tının şahanesi do’dan si’ye kadar teker teker yürüyen parmakların ardışık sevgisi. Aşk, hissi böyle kamçılar işte; do’dan başlar incelir si’ye… His narinleştikçe aşk uyur, sonra büyür ve sevdaya bırakır yerini ölesiye… Kızıyorlar bana, kızsınlar! Kalemin ne olduğunu bilmeyene yazmaktan söz etmem ben. Duymayan birine şarkılar söyleyemem! Kirpiklerimin arasından gözüme değen sokak lambasındaki o ıslak loşluğun muhteşemliğini anlatamam görmeyene. Kulaktan dolma bir kırmızı bilirler, maviyi, nüksedemem… Karanlıkta nadir uçar kuşlar. Geceleri gramofona kuşlar değil, kalpsizler sıçar. Omuzlarım gibi geniş değil kalpler, belki uzun ince ya da aynadan kaçan kazulet kimine… Ama ne kadar terkedilmiş viranede olsa kulağı duyar kalbin. Önce mumu yak, sonra lambaya bas ve muma üfle… Çakmağın yoksa şamdanınla birlikte sahteliklerin açık arttırmasına çıkarsın. Yok pahasına satılır aydınlığın, görmeye çalışmaktan müziği duyamazsın; tefe koyarlar sesi. Ve söylesene çöplük daha ne kadar çalacaksın hissi? Takıldıysan yardım edeyim, arızaysan tamir edeyim! Hadi çal biraz beni bileyim, çal da kafamı dinleyeyim ve anlat ona:⠀⠀⠀
⠀⠀
“Nefesimin nota defterine değdiği yerde biledim şiirlerimi sensizliğe, hislerin tizliği si bemolde. Kalem tenor, zoppa kelimelerim. Bir alo’n kontralto kulağımdan kalbime ve oldukça grazioso… Zengüle söylesin zirefkende, varsın kuşların resitatifi alsın aşığı; beni, gülerken seninle bıraksınlar… Hecelerimin insiyatifindeki sol anahtarına söyledim zaten, sesin gibi çığlıklar istiyorum!”⠀⠀⠀

#meymes

Her bugün dünün aynısı…