BAKKAL DEFTERİ

Nakaratını unuttuğum şarkılar gibi,

Kırılmıyorum artık…

Yaz gibi gelişlerine,

Duyarsız sevişlerine…

Niye farketmez ki ay yıldızı sabaha karşı,

Güneşten mi korkar?

İmkansızlaştığından bu yana

Sen,

Bir kibir sohbetinde dilim isyana sitemli,

İsyan da etmiyorum hani,

Delidir hasret diye…

Yıkılıyor kumdan kalpler kıyıda,

Komşu deniz kıskanıyor çığlığı…

Kabus görüyor yengeç kıskacında…

Firar eden boşluğa,

İdam eder gece ayrılığı,

Uyumadan gizemli dövdüm gözlerini gözlerime diye…

Maskesi düşen şişeleri,

Karanlığın yalnızlığına parçalar gibi

Kambura yattı kırıntılar…

Yok yere bırakıp gidenlerden

Vazgecip satanlardan özenip;

Hasırdan gölgeler bekleyen köpeciğin

Hasır arasından sızan güneşe tav oluşlarından…

Egenin fasıl parçasından:

Ayvalık’tan,

Hayattan da korkusuz bir ruh beni,

Sıkıp doldurdu diye…

Az kalsın ölecektim gibi bir an.

Kavuşturmayan hayallerim ızdırap…

Meleklerin randımanı vakti esinlendim yazmayı,

Acıyı sevgiyi günahlayıp sevap gibi,

Cevap gibi…

Mor olur irkilir uyumsuzluklar…

Dilimlenir kasırga yedi düvele,

Ayrı koymaz kafasından fırlayan umudu, 

Yapraklarını ısırır palmiye,

Dağılma diye…

Yudumladığından uyuyup kalma diye,

Sevda sanıp denize

Dalma diye…

DUR SEVEN

Dur seven! Bilmeden girdiğin bu kalp

Bir insanın geberdiği yerdir.

Ağla ve çığlık ver karanlığa 

Uykusuzluğun doğduğu yerdir…

Taşikardi nöbetlerinde,

Resmini protesto bilip,

Yumduğun gözlerinden akanı

Yaş kabul eden yerdir…

Yastığındaki ter buharlaşır,

Geceye sel olup akışır…

Aşk geceden sabaha karışır…

Son nefeste seni anan yerdir.

Kimi, kimseyi, kimsesizliği candan

Yıpratıp yedi kere hayattan,

Melek gibi çırpınan kanın kanattan

Deniz gibi sonsuzluğa aktığı yerdir…

LOOK UP!

If I come to you interesting,

Look in the sky!

Not quite blue,

As if the birds had a wing,

The sun is burning as never before,

The wind is not talking,

Stars don’t walk,

The rain is not touching my hands…

The sky is giving up,

Are you aware?

Death is a strange feeling…

This is more interesting…

KIŞTAN BİR GECE 10 DAKİKA

Yatmadan kahve devirdiğimden

Oyalanmıştı uyku epey.

Tek sarımlık nefesimin

Tütüncüsü açıktı henüz.

Baktım sakallı horluyor,

Sakıncalı rüyalar aleminde…

Zoraki kalktım yerimden,

Velhasıl çıktım evimden.

Yollar beyaz, yerler buz.

İki ileri bir geri ben…

Kedicik donmaya durmuşken,

Film gibi geçtin aklımdan…

Bu rastalı kız da kimdi böyle?

Dövecekti dilenciyi koşmasam!

Ne gelirdi ki elimden,

Köşedeki ev kaçmış savaştan…

Adımlarım çoğalıyordu yavaştan,

Başımı çıkartırken varoştan,

Bir fahişe salındı yokuştan.

Askısı düşmüş yüzünden

Belli geceler yüzünden;

Derdi akmış gözünden…

Sakalının feri gitmiş yaşından

Amcanın biri yürüyordu önümde.

Acırsan düşersin ya,

Kendime kızdım acıyamadım diye!

Hava eksi iki kere iki…

Kakara kikiri çaycı çocuk.

‘Sıcaktan mı gülüyorsun abiciğim?’ dedim de:

‘Ağlayayım mı abim?’ deyince,

Çayı verirken titreyince;

Gülümsedik, anladık…

İstanbul anılık.

İstanbul, tanıdık…

SESTEN ÖTEYE

Nefesimin nota defterine değdiği yerde biledim şiirlerimi sensizliğe…
Hislerin tizliği si bemolde.

Kalem tenor, zoppa kelimelerim…

Bir alo’n kontralto kulağımdan kalbime ve oldukça grazioso…

Zengüle söylesin zirefkende, varsın kuşların resitatifi alsın aşığı; beni gülerken seninle bıraksınlar…

Hecelerimin insiyatifindeki sol anahtarına söyledim zaten; sesin gibi çığlıklar istiyorum…

MAİ SEVİ

Köpük köpük beyazında mavini sevdim,

Israrla esen rüzgarın hareketlendirdiğinde seni…

Hesaba katmadan yosunları,

Yok saydım gel gitlerini,

Umrumda değil köpek balıkları…

Genzimi yakan tuzunun öksürüklerini sevdim,

Çırpındıkça yuttuğum sensizlikte seni…

En derinine hapsolmuş,

Sığına oturmuş umutları,

Ufkuna daldıkça, yitip kaybolanları…

MASTİKAYA MEZE

İki göz, iki camın büyüttüğünü görüyor baktığında… Değismeyen renkler, olayların perde arkasında, ilginç kimyevi birleşmelerin faydayı zehir etmesindeki tatsızlığın kokusu. Hissiyat ya da ayniyat taşkınlıkları, tarafsız zıbarıkların istişarelerinde kabaran içlerin suskunluğuna hapsoldu kenarda köşeye… Gözün nizamına hakaret şakşakçılar, davası bozuk yaşayan ölülerin penceresinden alkışlıyorlar. Mantıklara verdikleri konferansın salonu yatak odaları… Tipik bilirkişi kaprisinde dalya yapmış ukala aşktan anlamazların vesveselerine okunacak dua: Bi s*ktir git!!!

‘Beyin fonksiyonlarını kaybetmiş, kalp atsa ne fayda!’ gibi atışlar sergileyen duygusuz sağlık bilimi felsefecilerine karşı his; akla faşist! Hali hazırda bekleyen süspansiyon harikası koltuğunda, imza yetkisinden kabarmış mabadını dinlendiren maneviyat yoksunu yolsuz gibi sahte; yedi düvelin, arkada bağlanan elin, rahat olduğunu bileceği kadar fazla yoksun gerçekten arkadaşlar… Bu neyin müzakeresi sayın derviş? Aşkı rahlede tatmışın yaratılanı dışlayan alim fakirliği kol geziyor… Buna inat, aşka bestekar şairlerin mısralarındaki varoluşun yabana atmadığı mecnunlar…

Aşk, tarafsızlık tanımaz; çok sevenin tarafındadır. Aşkın bakış açısı olmaz! Küfür eder gibi yorum yapanlara sadece aşığım de geç, üzerine çok gidilen Allah rızasına oruçlu biri gibi…  Kendisini, aşığının gözlerine bakmadan göremeyecek biri için sorular sarfeden o tarafsızların patavatsızlığna ne demişti Asaf:

‘Bana senin için,

O mu, diye sordular.

O değil, dedim onlara..

Anladılar…’